Yeni Vatan Gazetesi
Özel konular
PKK'nın açıklamasından üç hafta sonra kendilerine eski 'Ülkücü' diyen Iyi Parti'nin yan kuruluşları da, İmamoğlu'na destek kararı verdi.
Mustafa Koyuncu | Marmaris   Marmaris Sentido ORKA Lotus Beach Hotelde Yapılan toplantıda. Orka Hotels yönetim kurulu başakanı Turgut Torunoğulları Almanya’dan gelen Türk tur opratörlerine...
Ekrem İmamoğlu ve Binali Yıldırım’ın katıldığı tarihi program öncesinde İsmail Küçükkaya ve İmamoğlu bir otelde buluşmuştu. Türkiye’nin konuştuğu oteldeki buluşmanın görüntüleri yayınlandı. İsmail Küçükkaya’nın da...

Sefa Yürükel:19 Mayıs. Milli Direniş, Bağımsızlık Ateşi, Kutsal İsyan Günümüz:  Gençlik ve Spor Bayramımız Milletimize Kutlu Olsun!

Sefa Yürükel

Sefa Yürükel

Tarih:19 Mayıs 1919,

Yer; Samsun Limanı
100 Yıl önce, Milli Kurtuluş ateşinin yakıldığı sehir Samsunda, Bandırma gemisiyle limana yaklaşan Sarı Paşa’ya bağrını açan ve  Samsu’nu bir Milli Direniş Kalesi’ne dönüştüren Vatanperver Milletimin torunları, Milli Direniş ve Bağımsızlık Ateşi, Gençlik ve Spor Bayramı günümüz; Size, Tüm Türk Dünyasına, ve bu günü örnek alan diğer mazlum milletlere kutlu olsun!

19 Mayıs şiirleri 2 kıtalık kısa 19 Mayıs şiirleri MEB onaylı derleme

19 Mayıs şiirleri 2 kıtalık kısa 19 Mayıs şiirleri MEB onaylı derleme

19 Mayıs 1919, bilindiği gibi sadece Türk Milletinin milli direniş ve bağımsızlık ateşi ve Gençlik ve Spor Bayramı günü değildir. Aynı zaman’da, diğer mazlum milletler’in, Asya, Afrika, Amerika kıtası’nda da örnek ve milad olarak aldığı ve Ulusal Bağımsızlık mücadelelerininde ilham günüdür. Bu bakımdan 19 Mayıs, 1. Dünya ve 2. Dünya Savaşlarından sonra; esir, yoksul ama  köleciliği reddeden, bu uğurda milletleri ve vatanları için canlarını seve seve vererek bağımsızlıklarını kazanan, diğer milletlerinde, mihenk taşı olarak ele aldığı gündür. Yani 19 Mayıs 1919, Samsun ateşi, tüm dünya’ya mal olmuş, tarihin nadir kaydettiği, bir dahi ve ebedi önder Mustafa Kemal Atatürk’ün, kendi milletine ve onun tarihsel köklerine güvenip değerlendirerek; yıkılmış, yakılmış, parçalanmış, yorgun, yoksul, ama kararlı ve yöneticileri tarafından ihanete uğramış bir millet ve devlet’in, nasıl birleşince ayağa kalkacağını, organize edileceğini, onuru, haysiyeti, şerefi, istiklali ve istikbali için, zafer’den zafer’e koşacağı’nın da anlam ve seferberlik günüdür. Yani bu berrak ve kutsal olan direniş ve bağımsızlık ateşi, günümüz’de, sadece biz Türkler için değil, tüm; Asya, Afrika, Amerika kıtaları’nda ve hatta Avrupa’da da, örnek, kıskanılan ve imrenilen bir gün ve yüce önder Atatürk’le birlikte KUTSAL İSYAN olarak, geçmişte ve bugünde ele alınmakta ve anılmaktadır.

Kısaca özetlersek, anılan ve imrenilen tarih’in başladığı şehir olan vatan toprağı Samsun’dur. Tarih’in yazıldığı yer, tarih’te, bugün’de ve gelecekte’de olduğu gibi tüm Türk Yurdu’dur. Yazanlar ise, önderleri Mustafa Kemel Atatürk’le birlikte hareket edenler; İpsiz Recep’ler, Kara Fatma’lar, Velayettin Çelebi’ler, Sütçü İmam’lar, Telgrafçı Hamdi’ler, Diyap Ağa’lar, Hasan Tahsin’ler, İstihbaratçı Mim mim Gruplarını, Karakol Gruplarını, SahKulu ve Karaca Ahmed Dergah’ları, Batum’dan Anadolu’ya silah ve cephane taşıyan ve gerektiğinde düşmanın eline geçmemesi içinde gemisiyle/takalarıyla birlikte kendisinide denize gömen, ser verip sır vermeyen laz reisler, vatanını tercih ederek çocukları ve bebekleriyle sırtında Kuvvayı Milliye’ye cephane ve kumanya taşıyan, onurlu, fedakar, cefakar kadınlar ve kızlar, içerde  ise düşman’ın Sevrine teslim ve memur olmuş, Atatürk’ün deyişiyle hain İstanbul Hükümet’e ve hain padişah’ın oluşturduğu Kuvvayı İnzibatıye’ye karşı, tüm vatan sathında çelikten bir örgütlenme olan Kuvvayı milliyeyi kuran, vatanı ve milleti kurtaran, yedi’den yetmiş’e onurlu ve kahraman Türk Milletidir.

Yani bu Kutsal İsyanın sahipleri, dünya tarihine tekrar ve tekrar imzasını atan ve dün olduğu gibi bugün’de gücünü ve belleğini tarihi’nden ve damarlarında ki asil kandan alan sizlersiniz.

Burada tüm gerçeği anlamak için biraz geri dönmekte yarar var;

Yıl 1914, basında Talat Paşa’nın olduğu Genç Türk- İttihat Terakki Cemiyeti, hükümettedir. Osmanlı Devleti, Almanya ve Avusturya’nın yanında, İngiltere, Rusya, İtalya ve Fransa’dan oluşan itilaf devletlerine karşı savaşa girmiştir. Hükümet esas olarak Cephelerde ki savaş durumlarıyla ilgilenmektedir. 1915 yılına doğru, Anadolu’nun çeşitli yerlerinde Osmanlı tebası olan, ayrılıkçı Rumlar ve Ermeniler, emperyalist destekli olarak kurdukları ve yabancı diplomatların şefleri ve misyonerleri tarafından desteklenen cemiyetlerinde, ayrılıkçılık ve etnik milliyetçilik etrafında birleşmektedir. Bu durum, Anadolu’da ki mevcut Ermeni Gregorian ve Rum Ortadoks kiliseleri tarafından kutsanmakta ve desteklenmektedir. Bir yanda, Karadeniz ve Batı Anadolu’da ve Trakya’da “Pontus devleti, Büyük Yunanistan” istemiyle faliyet gösteren Rum ayrılıkçılar, diğer yanda ise,  Anadolu’nun 7 vilayetini itilaf devletleri tarafından kendilerine vaad edildiği için harekete geçen ayrılıkçı ve soykırımcı Taşnak ve Hıncak Ermeni örgütleri, çeşitli silahlı isyanlar çıkartmakta, Osmanlı Ordusu’nun ikmal yollarına saldırmakta, itilaf devletlerine casusluk yapmakta, savunmasız halkı katletmekte hatta ve hatta itilaf devletleri orduları’nın saflarında kendi devletleride olan Osmanlı’nın ordusu’na karşı bizzat savaşmaktadır. Bunun yanında isyancı Ermeni çeteleri, Anadolu’da müslüman köylerine ve kendileri ile birlikte olmayan Ermenilere’de saldırmakta, terör uygulamakta ve soykırım yapmaktadır. Bu süre içinde soykırımlarda 600.000’e yakın müslüman, Ermeni çeteler tarafından soykırıma uğratılmıştır.

Aynı dönem’de ise, Balkanlar’da, Kafkasya’da ve Arap coğrafyası’ndaki müslüman ahali ise varını yoğunu ve 3 milyon’a yakın şehidi’nide geride bırakarak Anadolu’ya akın etmekte ve kendilerine güvenilir bir coğrafya aramaktadır. Bu durumu değerlendiren Osmanlı Hükümeti, 1915’de iç karışıklığa ve Batı ve Çarlık Rusya’sı destekli Ermeni ve Rum çetelerinin yaptığı terör ve soykırım’lara bir son vermek için, isyan edilen bölgeler’de yaşayan ayrılıkçı Ermenileri, bir Osmanlı toprağı olan, Musul’dan Lübna’na kadar olan bölgeye, geçici mecburi iskan için tehcire tabi tutmuştur. Pontusculuk oynayan Rum çetelerine karşıda gerekli önlemleri almaya başlanmış ve mukavemet göstermiştir. O dönem İttihat Terakki Hükümeti uluslararası bir hakkı,  yani  devlet olma hakkını kullanmış, geriye dönüşü olan tedbir amaçlı tehcir kararıyla, hem Karadeniz, Doğu ve İç Anadoludaki ve Akdenizin Doğu bölgelerindeki isyancı Ermenilerin aleti olan Ermeni tebayı korumak ve hem’de isyana destek verenlerinde dahil edildiği büyük yoğunluktaki grupları mecburi iskana tabii tutmuştur. Bu dünya savaş tarihinde isyancılara karşı alınan en insancıl zorunlu tehcir etme kararını teşkil etmektedir. Çünkü burada Türk savaş gelenekleri uygulanmış, sivil ahaliye tedbir alma amacıyla yolculukta en azami önlemler alınarak tehcir etmenin dışında dokunulmamıştır. Diğer devletlerin tarihlerinde ise aynı durum, yani isyan ve ihanet sadece ölümle cezalandırılmıştır. İleri ki safhalar’da da görülecektir ki, iç düşman kuvvetlerinden tedbirsel tehcir yöntemiyle arındırılan bu coğrafya, kurtuluş savaşı’nın da fiili alt yapısı için güvenilir coğrafik alan hazırlamıştır. Nitekim, Samsun, Erzurum, Amasya, Sivas ve Ankara gibi Kurtuluş savaşının bayrağının açıldığı, teşkilatlandırıldığı, kurtuluş ve devlet olma kararlarının alındığı kongreler, askeri sevkiyat işte bu güvenilir coğrafyadan yapılmıştır.  Alınan haklı ve hukuki bu acil tedbir amaçlı tehcir kararıyla, Anadolu’nun yedi vilayeti’nde ayrılıkcı  Ermeni devleti kurulamamıştır. Ve Anadolu’nun Türk Yurdu olmaktan çıkarılmasına ve millet olarak yok olmasına’da bu şekilde müsade edilmemiştir. Bu anlamda, biz Türklerin, Talat Paşa ve arkadaşlarının aldığı bu hukuki ve zorunlu tehcir kararından dolayı, Türk ve diğer müslüman ahali üzerinde yarattığı güvenilir bölge, Milli Kurtuluş Savaşımızın oluşmasın da oynadığı çok  önemli fiili rolden dolayı, onlara yani Ermeni teröristler tarafından şehit edilen ve Millet Büyüklerimiz olan; İç İşleri Bakanı Talat Paşa’ya, Teşkilatı Mahsusa Reisi yani Osmanlı İstihbarat Şefi Dr. Bahaeddin Şakir’e, Trabzon Valisi Azmi Bey’e , Cemal Paşay’a ve Sait Halim Paşa’ya şükran borcumuz vardır.

Talat Paşa’lar aldıkları bu zorunlu tehcir kararı ile, Türkler’in ve diğer müslümanlar’ın hatta çetelerle birlikte olmayı rededen hristiyanlarında hayatları kurtarılmıştır, İtilaf devletlerinin destekledikleri ayrılıkçı Ermeni’lerin Anadolu’da ki yaptıkları soykırımlarada bu şekilde dur denilmiştir.
O dönemde Hükümetin aldığı bu tedbir amaçlı tehcir süreci devam ederken, bir yandan da savaş süreci ilerlemektedir. Bu süreçte,Balkanlar’da, Çanakkale’de ve Arap bölgelerinde savaşan Osmanlı ordusu , savaşlarda başarılar kazanmasına rağmen, Almanya ve Avusturya’lı müttefikler cephelerde ağır yenilgi almaktadır.
Bir dönem hem Teşkilatı Mahsusa üyesi ve İttihat terakki Cemiyetinin aktif elamanlarından olan Mustafa Kemal ise, bu sırada kötü gidişatı yani yenilgiyi görmekte, İstanbul ve değişik yerlerdeki, arkadaşlarına ve askeri erkana, toprakların kaybedilmemesi için fikrini belirtmekte, azami çaba sarfederek ve alınan ve alınacak olan kararları etkilemeye çalışmaktadır.
Yıl 1918’e geldiğinde Osmanlı Devleti ve müttefikleri olan Alman’lar ve Avusturya’lılar yenilmiştir. Anadolu ve Trakya ve diğer bölgelerdeki müslüman halk perişan, yokluk ve çaresizlik içerisindedir. Savaşın getirdiği hastalıklarda çabadır. Ordu’lar dağıtılmış, tersanelere ve limanlara girilmiş, kadim Türk yurdu, itilaf devletleri tarafından parsellenmiş ve işgal edilmiştir. Hain Nemrut Mustafa Paşa Divanı tarafından, Boğazlıyan Kaymakamı olan Milli şehidimiz Kemal Bey çeşitli sahte belgeler ve iftiracı şahitler’in verdiği ifadelerle yabancı devletlere yaranmak için idam edilmiştir. Subaylar ve bürokratlar tutuklanmış, milleti öndersiz bırakmak için ise 150 kişilik millici Türk Büyüğü Maltaya sürülmüştür.
Böylelikle artık İttihat Terakki Cemiyeti, hükümette değildir. Devleti Atatürk’ün NUTUK’da da nitelediği gibi teslim olmuş hain pısırık yaratıklar olan, Damat Ferit’ler ve yabancıların bir dediğini iki etmeyen hain padişah yönetmektedir. Bu sırada arkadaşları ile, Şişli’deki evinde ve Beyoğlu’nda ki Pera Palas Oteli’nde sürekli durum değerlendirmesi yapan Mustafa Kemal Paşa, kendisi için verilecek çok yetkili bir belge ile Anadolu’ya geçmenin ve Kurtuluş savaşını örgütleyip, Vatanı kurtarmanın hesaplarını yapmaktadır. Kendi çabası, devlet içerisindeki itibarı, izlediği zekice strateji ile Padişahın’da imzaladığı, “Karadeniz bölgesindeki Müslüman’ların Rum ahaliye karşı rahatsızlık yapmalarının önüne geçilmesi ” için “teftiş amacı” adı altında geniş yetkilerle donatılan bir yetki belgesi ile, 16 Mayıs’da İstanbul’dan Bandırma Vapuru’yla Kurtuluş için yola çıkmıştır.
Kafasında kendi halkıyla buluşmak, onları örgütlemek ve kurtuluş savaşını başlatarak zafere ulaştırmak projeleri vardır. 19 Mayıs’da Samsun’lular tarafından büyük coşkuyla karşılanan Mustafa Kemal Paşa ve 18 kişiden oluşan karargah subayları, hemen millici teşkilat kurmak için harekete geçmişlerdir. Daha sonraları, Atatürk ileri ki dönemde bir daha gideceği Samsun’da,   Samsun’a ilk ayak bastığı gün Samsunluların gözlerindeki ışığı ve kurtuluş için gereken her desteği vereceklerini gördüğünü, 1924’de ibizzat ifade etmiştir.
Samsun’a varışın akabinde, Damat Ferit Hükümeti’ne bir telgraf çeken Mustafa Kemal Paşa, Yunanlılar’ın İzmir’i ve Ege’yi işgaline karşı çıkılması gerektiğini ve bunu asla kabul etmeyeceğini bildirerek’de İstanbul’da ki sefil Padişah ve Hükümet’le yollarının ayrıldığı sinyalini vermiştir. Esasında bu çıkışıylada Kurtuluş Savaşı’nın verileceğini ve İstanbul Hükümeti’nden de koptuğunu göstermektedir.
Mustafa Kemal, Samsun’da ki karargahı’ndan, Erzurum’da görev yapan 15. Kolordu komutanı Kazım Karabekir Paşa, Anadolu’da ki, Belediye başkanları, İmamlar, Dede –Babalar, Vali’ler, Subaylar, eşraf ve doğal direniş kuvvetleri ile temasa geçerek, Kurtuluş savaşını teşkilatlamaya başlamıştır.

Mustafa Kemal’in Samsun’da ki karargahında ki çalışmalardan hoşnut olmayan, İngiliz istihbaratı, Padışa’ha ve Damat Ferit Hükümeti’ne Mustafa Kemal Paşa’yı şikayet etmiş ve derhal geri çekilmesini tavsiye etmiştir. Bunun üzerine Karargahı Havza’ya taşıyan Mustafa Kemal Paşa, daha sonra Kurtuluş Savaşı’nın yapılması için Amasya’da, Erzurum’da ve Sivas’da kongreler toplamış ve bunu daha sonra Ankara’da arkadaşları ile kurduğu Türkiye Büyük Millet Meclisi ilede taçlandırmıştır. Alınan kararlar Milletin temsilcileri olan milletvekilleri vasıtasıyla, Kuvvayı Milliyye ve Müdafai Hukuk cemiyetleri tarafından hayata geçirilmiş ve gerekli düzenli ordunun yaratılması ile de Kurtuluşa bir adım daha atılmıştır. Bu süre içersinde, Anadolu’da ve Trakya’da ki ikili iktidar durumu Ankara Hükümeti lehine çevrilmiştir. Padişah ve Damat Ferit’ler ise emir erliğini yaptıkları İtilaf devletlerinin merhametine sığınarak ülkeyi terk etmişlerdir.
Türkleri yok etmek olan, Sevr Projesi, 1921 yılında yapılan Gümrü, Kars, Moskova ve Ankara anlaşmalarıyla bozguna uğratılmış ve Doğu sınırımız güven altına`alınmıştır. 1922’de ki Büyük taaruzla Batı Anadolu ve Ege Yunan’lı işgalcilerden kurtarılmış, Adana ve Antalya bölgeleride Fransız ve İtalyan’lardan geri alınmıştır. İngilizler ise yenilgilerin hüznüyle İstanbulu terk etmişlerdir.
Türk’ün Anadolu’dan yok edilme projesi olan, Sevr’in tatbikine karşı, Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşlarının, kendi milletini seferber ederek kazandığı siyasi, askeri başarılar, Lozan’da İsmet Paşa heyeti tarafından diplomatik başarıya dönüştürülerek, bugünkü Türkiye Cumhuriyeti’nin sınırları tescil edilmiştir. Bu başarı, büyük Türk Milletinin dünyaya gösterdiği zor oyunu bozarında ta kendisidir.
Değerli Vatanperler, biz Türkler, Tarihi’nde, bugünde, yarında dünyadaki milletler ile sulh ve dostluk içersinde yaşamaya azmetmiş bir milletiz. Eski uygarlıkların nitelendirdiği gibi Güneşin Doğduğu Ülkeden Anadolu’danız. Bu sulh ve dostluk kültürü’nü, ülkemize ve milletimize düşmanca yaklaşımı olmayan her millete ve devlete göstermekte müteşekkiriz. Ama görüyoruzki, Büyük Ortadoğu Projesi yani yeni Sevr adı altında,  vahşi emperyalistle ve onların yerli ve bölgesel işbirlikçileri  bugünde, Ege’den, Suriye’den, Irak’dan, Doğu Akdeniz’den ve İçerden, Türkiye Cumhuriyeti’nide şekillendirilmek, baskı altına alınmak ve gerekirse parçalattırmak ve bunun tehdidiyle karşı karşıya bırakılmak istemektedir.
Bunu yapan devletler şunu bilsinler ki, 19 Mayıs bizim her günümüzdür. Gerekirse vatanın her yerini tekrar Samsun yapmaya hazır bir milletiz. Anavatan’nın sınırlarını çeşitli bahanelerle değiştirmeye, rencide etmeye, iğdiş etmeye ve üniter devletimizi parçalatmaya, asla ve asla müsade etmeyeceğiz.
İrili ufaklı tüm dost ve düşman bilsin ki, Biz Türkler’in dostluğu ebedidir. Dünyadaki meşru devlet ve milletlerdende aynı ebedi dostluk ve sulh anlayışında olmalarını istiyoruz.
Şu tecrübeyle herkese ayandırki  Türklerin birliği,  bölge ve dünyadada barışın önemli bir teminatıdır. Türkleri ve devletini dağıtmaya çalışmak ise dağıtmaya ve yok etmeye çalışan herkes içinde hüsran olacaktır. Bu tarihi olarak sabittir ve dost ve düşmanlar tarafındanda iyi bilinmelidir.
Önceliklede bu tecrübe, bizlerden başlayarakta nesilden  nesilede aktarılmalıdır.

Atatürkle ve Cumhuriyetle kalın!

Büyük Türk Ulusu Hace Bektaşi Velinin dediği gibi, Bir Olalım, İri olalım Diri Olalım!

Saygılarımla,
Sefa M. Yürükel,
Antropolog ve Etnograf
Soykırım ve terörizm Araştırmacısı

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ

Bir Cevap Yazın